Kültür ve Turizm Bakan Yardımcısı Batuhan Mumcu, sosyal medyada artan itibar suikastlarına dair bir makale kaleme aldı. Makalede, dijital çağın yükselişinin iletişim dinamiklerini köklü bir şekilde değiştirdiği ve sosyal medyanın hayatımızdaki rollerinin önem kazandığı vurgulandı. Mumcu, bilgi akışının hızının ve erişiminin olağanüstü bir şekilde artmasının, sosyal medya platformlarının bireylerin ve grupların bilgi üretme, paylaşma ve tüketme biçimlerini köklü bir şekilde değiştirdiğini belirtti. Bu dijital devrimin bilgiye erişim sağlamakla kalmayıp, aynı zamanda dezenformasyon ve manipülasyon stratejilerine de zemin hazırladığını ifade etti.
Makalede, sosyal medya platformlarının bireyler ve kurumlar için geniş kitlelere ulaşma imkanı sunduğu ifade edilerek, bu durumun aynı zamanda itibar suikastı gibi yeni tehditlerin yayılmasına da olanak tanıdığı belirtildi. İtibar kelimesinin saygınlık olarak tanımlandığına değinilen metinde, itibarın, bir kişi veya kurumun toplumda algılanma biçiminin değişimi aracılığıyla değer kazandırma veya kaybettirme yeteneği olduğu açıklandı. İtibar suikastının ise bir kişi, kurum veya organizasyonun imajını bilerek ve sistematik olarak zedelemeyi amaçlayan eylemler bütünü olarak tarif edildi.
Dijital iletişim ve sosyal medyanın modern toplumdaki etkilerinden bahseden Mumcu, gelişen iletişim teknolojileri ile geleneksel medya araçlarının yerini etkileşimli sosyal medya ve dijital yayıncılığa bıraktığını belirtti. Sosyal medyanın dinamik ve etkileşimli özellikleri sayesinde bireylerin kendi içeriklerini oluşturup dağıtmasının kolaylaştığını vurguladı. Bununla birlikte, sosyal medya itibar suikastının en etkili araçlarından biri haline geldi. Gerçeklerle yanıltıcı bilgilerin iç içe geçmesinin ciddi bir sorun yarattığını ve yanıltıcı içeriklerin hızla yayılmasının önüne geçmenin zorluklarından söz etti.
Bakan Yardımcısı Mumcu, sanat, spor ve siyaset dünyasından birçok ismin itibar suikastına uğradığını ve bu tür eylemlerin sıkça gündeme geldiğini belirtti. Sosyal medya üzerinden yayılan dezenformatif içeriklerin, kişiler veya kurumların itibarını hızlıca zedeleyebilecek potansiyele sahip olduğunu aktardı. Özellikle rekabetin yoğun olduğu alanlarda, kişisel anlaşmazlıkların ya da kıskançlıkların itibar suikastına yol açtığını ifade etti. Bunun yanı sıra, siyasi ve ideolojik farklılıkların da bu tür saldırılara zemin hazırladığını vurguladı.
Dezenformasyon ve manipülasyonun, sosyal medyanın sunduğu avantajlarla birleşerek toplumsal algıları yönlendirdiğini belirten Mumcu, manipülatif haberlerin bir bireyin ya da kurumun imajını kolayca zedeleyebileceğine dikkat çekti. Yüksek takipçili hesapların bu bağlamda önemli bir rol oynadığını ve sahte hesaplar aracılığıyla “karalama” faaliyetlerinin yaygınlaştığını dile getirdi. Linç girişimlerinin de itibar zedelenmesi konusunda sıkça başvurulan yöntemler arasında yer aldığını ifade eden Mumcu, bu durumların bireyler üzerinde ciddi psikolojik ve profesyonel etkileri olabileceğini belirtti.
Mumcu, itibar suikastına maruz kalmış kişilerin bu durumdan sonra itibarı onarma çalışmaları yapabileceğinin altını çizdi. Ancak bir kez zedelenen itibarın tamamen geri kazanılmasının zor olabileceğini aktardı. Bu nedenle, bu tür saldırılara karşı bilinçli hareket etmenin ve güçlü stratejiler geliştirmenin önemine vurgu yaptı. Ayrıca, sosyal medyada karşılaşılan bilgilerin doğruluğunu teyit etmenin kritik olduğunu belirtti.
Kanunların itibar suikastları ile mücadelede önemli bir rol oynadığını kaydeden Mumcu, 7418 sayılı Dezenformasyon Kanunu’na dair bilgiler vererek, bu yasanın dezenformasyonu yeni bir suç olarak tanıdığını ifade etti. Kanunun, halkı yanıltıcı bilgilerin yayılması ile ilgili cezai yaptırımları içerdiği ve bireylerin temel hak ve özgürlüklerinin dijital ortamda korunmasını hedeflediği vurgulandı. Anayasa Mahkemesi tarafından bu düzenlemenin Anayasa’ya aykırı olduğu gerekçesiyle açılan davanın reddedildiğini aktardı.
Son olarak, Türkiye Cumhuriyeti İletişim Başkanlığı bünyesinde yalan haberle mücadele çalışmaları için bir Dezenformasyonla Mücadele Merkezi oluşturulduğu bilgisini paylaştı. Dijital çağın getirdiği risklerle başa çıkabilmek için tüm paydaşların ortak bir çaba içinde olmaları gerektiğinin önemini ifade etti. Bu doğrultuda, bilgi akışının doğru yönetilmesi ve dijital dünya etik değerlerinin korunması gerektiği belirtildi.