İstanbul’un tarihi kiliseleri

Tarihi yapılar açısından oldukça zengin olan İstanbul’un tarihi kiliselerini düzenledik. Hala aktif olarak kullanılan bu kiliseler, dini günler haricinde ziyarete açık.

Aya İrini Kilisesi

Aya İrini Kilisesi, dünyanın en eski müzesi olduğunun Türk tarihçiler tarafından kanıtlanmasıyla adından sıkça söz ettirdi. Bizans döneminden bugüne Aya İrini en az değişikliğe uğrayan kilisedir.

Topkapı Sarayı’nın içinde kalmasının korunmasında önemi büyüktür. Aya İrini’nin tarihi 4. Yy’a kadar dayanıyor. Ancak kilise asıl kimliğine 532 yılında gerçekleşen yangından sonra kavuşmuş.

Doğu Roma İmparatoru Justinianus, yangından zarar gören kiliseyi 548 yılında yeniden yaptırmış. Aya İrini, avlu kısmı günümüze ulaşan tek Bizans kilisesi olarak da önemli bir yere sahip. Bu çarpıcı mekânda altın yaldızlı mozaik üzerindeki büyük haç, Aya İrini’ye olağanüstü bir estetik değer kazandırıyor. Saray avlusunda kaldığı için camiye dönüştürülmeyen, yeniçerilerin silahhane olarak kullandığı ve bir dönem ilk askeri müzenin bulunduğu yapı, bugün müze olarak gezilebiliyor.  Benzersiz akustiği nedeniyle seçkin konserlere ev sahipliği de yapmaya devam ediyor.

Sveti Stefan Bulgar Kilisesi

İstanbul’un konumu itibariyle en çok dikkat çeken,  hemen hemen herkesin bildiği kiliselerden birisi Haliç’in kıyısında yer alan Sveti Stefan Bulgar Kilisesi. İstanbul’un en görkemli kiliselerinden biri olma özelliğine sahip bu kilise, demir kilise olarak da anılmaktadır. Dökme demirden duvarları Viyana’da hazırlanmış ve bir ay içinde inşaatı tamamlanmış olan kilise, kentteki ilk prefabrik yapılardan.

Prens Stefan Bogoridi’ye ait arazi üzerindeki ahşap ev, 1898 yılında Sveti Stefan Bulgar Kilisesi’ne dönüştürüldü. Kilise 9 Ekim 1849 tarihinde Slavca bir ayinle kutsandı. Ahşap kilisenin yanmasının ardından yapının yeniden zarar görmemesi için Sveti Stefan demirden inşa edildi ve böylelikle İstanbul’un en zarif mimari yapılarından biri 1898 yılında açılarak Haliç’e kazandırıldı. Yapımında Viyana’dan gemilerle getirilen 500 ton demir ve 4 milyon gümüş levhanın kullanıldığı bu görkemli kilise, dönemin ünlü mimarı Hovsep Aznavour imzasını taşıyor. Eksarh (Başpapaz) Yosif’in 8 Eylül 1898 tarihinde kutsadığı ve ibadete açtığı Sveti Stefan, Bulgarlar tarafından “İstanbul’un tacında bir inci tanesi” olarak nitelendiriliyor ve Bulgar Kilisesi olarak da biliniyor. Restorasyonu bul yıl içerisinde tamamlanan kilise, hayranlık uyandırıcı dış süslemeleriyle ziyaretçilerini büyülemeye devam ediyor. Restorasyonunun tamamlanmasının ardından kilise yeniden ibadete açıldı.

Aya Triada Rum Ortodoks Kilisesi

İstanbul’un en büyük Rum Ortodoks kilisesidir. Mimarisiyle oldukça dikkat çeken yapı Taksim’in gizli mimari hazinelerinden biri.

Aya Triada Kilisesi, göz alıcı mimarisi ve huzurlu bahçesiyle biliniyor. Taksim’in ünlü İstiklal ve Sıraselviler caddelerinin kesiştiği yerde bulunan Aya Triada (Kutsal Üçlü) Rum Ortodoks Kilisesi, Beyoğlu’nun simgelerinden biri. Doğu Hıristiyanlığındaki kiliselere azizlerin adının verilmesi geleneğinin aksine, bu kilise ismini Rumcadaki Kutsal Üçleme’den almış. Aya Triada’yı kendisinden önce inşa edilen kiliselerden ayıran en önemli özellik, Bizans mimari üslubuyla tasarlanan zarif kubbesi. Görülmeye değer bu kısım, Osmanlı döneminde azınlıklara ait ibadethaneler için geçerli olan kubbe yapma yasağının kaldırmasından sonra inşa edildi. Yapının narteksinde (Bizans kiliselerinde avludan sütunlarla veya duvarla ayrılan bölüm) bulunan yazıya göre Potessaro tarafından inşasına başlanan yapı, Vassilaki İoannidis tarafından bitirilmiş ve 14 Eylül 1880 tarihinde ibadete açılmış. Ancak bazı kaynaklara göre kilisenin yapımı, mimar Patroklos Kampanaki tarafından bitirilmiş. Ana hatlarını Bizans mimarisi ve modern mimarinin oluşturduğu kilise; neogotik ve neoklasik akımlara, Ortaçağ mimarisine ait birçok gözalıcı detaya sahip. Aya Tirada’yı gezdikten sonra bahçesinde dinlenebilir, onun büyüleyici manzarasının ve huzurlu atmosferinin tadını çıkarabilirsiniz.

St. Pierre ve St. Paul Kilisesi

Yangınlara rağmen ayakta kalan, Bakire Hodegetria ikonunun bulunduğu kilise. Gökyüzü mavisi kubbesi ve altın yıldızlı süslemeleriyle dikkat çeken kilise, İtalyanlara ve Maltalılara hizmet veriyor. Galata’daki ilk kiliseleri camiye çevrilen, yeni inşa ettikleri kiliseleri de yangınlarla kül olan Dominiken rahipleri, bu tecrübelerin ardından daha güçlü ve dayanıklı bir kilise yapmak için yola çıktı. Bunun için Ayasofya’nın restorasyonunu da yapan ünlü mimar Gaspare Fossati ile anlaştılar. İsviçreli Fossati’nin 1843’de tamamladığı neoklasik tarzdaki St. Pierre ve St. Paul Kilisesi’nin uzunluğu 35, yüksekliği ise 14 metre. Dönemin geçerli olan yasaları nedeniyle ön cephesi sokağa bakmayan eserin oldukça sade bir girişi var. İtalyanlara ve Maltalılara hizmet veren kilise, Ceneviz surlarının yanına inşa edildi. Ayrıca kilisenin yanında 1950’li yıllara kadar İtalyan İlkokulu olarak hizmet vermiş bir manastır binası bulunuyor. Ortaçağ etkilerini yansıtarak günümüze ulaşan nadide yapılardan biri olan bu kiliseyi Galata’nın muhteşem atmosferini hissederek gezmenizi öneririz.

St. Antuan Kilisesi

Hristiyan âlemini önemli günlerde buluşturan kilise, turistlerin de uğrak yeri. İstiklal Caddesi’nin dikkat çekici yapılarından biri olan ibadethane, İstanbul’da en büyük cemaate sahip olan kiliselerden biri. Kilisenin tarihi 13. yüzyıla uzanıyor. Hıristiyan Fransisken tarikatı mensupları, İstanbul’a yerleşmelerinin ardından zaman içinde politik değişimler ve yangınlar sebebiyle birkaç kez yer değiştirdiler. En sonunda, 1724 yılında Pera’da bir kilise inşa ederek bölgeye yerleştiler. Genellikle Latin Katoliklerin gittiği kilise o dönemde yeni yapılan tramvay yolu için yıkıldı. Bu nedenle yapılacak yeni kilise için arazi arayışları başladı ve kilisenin bugün olduğu yere inşa edilmesine karar verildi. 1906 yılında başlayan inşaat, maddi yetersizlikler yüzünden kesintilere uğrayarak 1912 yılında bitirilebildi. Mimar Mongeri tarafından tasarlanan kilise, 1967 yılında Türkiye topraklarında bir papanın (Papa VI. Paul) yönettiği ilk ayine ev sahipliği yaptı. İstanbul’daki en büyük kilise olması nedeniyle St. Antuan, Hıristiyanların dini bayramlarında İstanbul’un en çok ilgi gören noktası olma özelliğini taşıyor.

Fener Rum Patrikhanesi

Ortodoks Hıristiyanlarının temsilcisi olarak görülen patrikliğin merkezi, Fener Rum Patrikhanesi Balat’ta. İstanbul’un en önemli dini yapılarından biri olan Fener Rum Patrikhanesi, Rum Ortodoks dünyasının sembolik liderliğini yürütüyor. İmparator Konstantin’in Roma İmparatorluğu’nun başkentini İstanbul’a taşımasıyla birlikte, İstanbul Hıristiyanlar için hayati bir değer kazandı. Konstantin, Konstantinopolis Piskoposluğu’na patriklik ve ekümenlik statülerini vererek siyasi gücünü artırmayı amaçladı. Bu durum doğu ve batıdaki Hıristiyanlar arasında bir mücadeleye neden oldu. Fetih sonrasında Fatih Sultan Mehmet, patriklik kurumunun devamını sağlayarak Doğu Avrupa Hıristiyanlarına liderlik yapan makamın kendi kontrolünde olmasını sağladı. Hıristiyan dünyası açısından oldukça önemli bir yapı olan Patriklik, daha önce manastır olarak kullanılan Aya Yorgi Kilisesi’ne 1602 yılında taşındı. Sade bir mimariye sahip olan patrikhanenin iç süslemeleri dikkat çekiyor.

  • facebook
  • googleplus
  • twitter
  • linkedin
  • linkedin
  • linkedin

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.